İçimizde bilmediğimiz ve dilini anlamadığımız bir benlik var. Her gece öte aleme yolculuk yapıp içimizdeki bu benlikle yani özbenliğimizle iletişim kuruyoruz.
Uykuya daldığımızda bu hayattaki faaliyetlerimiz duraklıyor ve özbenliğimiz sayesinde ruhsal gelişimimiz, ruhsal eğitimimiz devam ediyor.
Yıllar önce neler yaptığımızı ve bundan sonra neler yapabileceğimizi, tepkilerimizi, duygularımızı, arzularımızı, korkularımızı göstererek yaşadıklarımız ve yaşayacaklarımızla yüzleşmemizi sağlıyor ve zaman zaman bizi nelerin beklediğini de anlatarak yaşam yolculuğumuzda rehberlik yapıyor. Ama bunu yaparken tabi ki kendi dili olan simge dilini kullanıyor. Onun dilini anlamadığımız sürece kendimize de ne kadar uzak olduğumuzun farkına varmamız gerekir. Lütfen her gece içsel yolculuğunuz başlarken bunu dikkate alın.
Peki nedir simge dili?
Gereksiz ve saçma gibi görünen hiçbir şey eski çağlardan günümüze kadar gelemez. Bu yüzden astroloji ,atasözleri ve deyimlerin günümüzde halen geçerliliğini koruması boşuna değildir. C.G.Jung, rüyaların kalıtımla kazanılan tecrübelerin oluşturduğu bir imparatorluk olduğunu söylemiştir. Bu tecrübeler bize atalarımızdan atasözleri ve deyimlerle aktarılmamış mıdır? İşte onlar, sembol dilinin ta kendisidir.
(Kitabımda daha açıklayıcı bilgiler bulabilirsiniz.)
Rüyalarımızı anlamaya başladıkça hatta gerçekleştiğini fark ettikçe kader çarkımızın nasıl işlediğine tanık olabilir, şimdiki anın gerçekliği üzerinde daha çok düşünerek, isyan ve yargıyı da bir kenara bırakmayı öğrenebiliriz.